Yalova Akça Hatun KYK Yurdunda Mezuniyet Coşkusu

Yalova’da bulunan Akça Hatun KYK Yurdu’nda mezun olacak öğrenciler için anlamlı bir kutlama programı düzenlendi. KYK yurdunda görevli memurlar tarafından hazırlanan etkinlikte öğrenciler hem mezuniyet heyecanı yaşadı hem de arkadaşlarıyla unutulmaz anılar biriktirdi.

Havanın yağışlı olması nedeniyle yurdun boş katında gerçekleştirilen organizasyon, renkli görüntülere sahne oldu. Balonlar ve çeşitli süslemelerle hazırlanan alanda bir araya gelen öğrenciler, müzik eşliğinde eğlenip halay çekti. Program boyunca samimi ve duygusal anlar yaşanırken, öğrenciler üniversite hayatlarının son günlerini birlikte geçirmenin mutluluğunu yaşadı.

Etkinlik kapsamında mezuniyet pastası da kesildi. Uzun yıllar aynı yurtta kalan öğrenciler birbirleriyle bol bol fotoğraf çektirirken, arkadaşlıklarını ve birlikte geçirdikleri günleri konuştu. Öğrenciler, kendileri için hazırlanan organizasyon nedeniyle yurt yönetimine ve görevli memurlara teşekkür etti.

“Bu yurtta sadece kalmadık, aile gibi olduk. İyisiyle kötüsüyle çok güzel bir dört senem geçti.” diyen öğrenci E. A., mezuniyet öncesinde düzenlenen etkinliğin kendilerini mutlu ettiğini ifade etti.

Bir başka öğrenci N. K. ise, “Yurtta çok anımız geçti. Böyle bir veda bizim için çok anlamlı oldu. Çok eğlendik.” sözleriyle duygularını dile getirdi.

Gecenin sonunda öğrenciler toplu fotoğraf çekimi yaparken, mezuniyet sevincini ve yurt hayatında biriktirdikleri anıları uzun süre unutamayacaklarını söyledi.

Yazan: Ceyda LEL

Sosyal Medyadaki Mükemmel Hayat Algısı Gençleri Etkiliyor

Sosyal medya platformlarında paylaşılan kusursuz yaşam görüntüleri, kullanıcılar üzerinde önemli etkiler yaratmaya devam ediyor. Özellikle gençler arasında yaygın olan bu durumun, bireylerin kendilerini başkalarının hayatlarıyla kıyaslamasına neden olduğu belirtiliyor.

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan dijital medya uzmanı A.K., sosyal medyada görülen içeriklerin çoğunlukla insanların hayatlarının en mutlu ve başarılı anlarından oluştuğunu ifade etti. A.K.’ye göre kullanıcılar, günlük yaşamlarının tamamını değil, seçilmiş ve düzenlenmiş kesitlerini paylaşmayı tercih ediyor.

Uzmanlar, sürekli olarak mükemmel görünen hayatlara maruz kalmanın bireylerde yetersizlik hissi oluşturabileceğine dikkat çekiyor. Özellikle genç kullanıcıların sosyal medyada gördükleri içerikleri gerçek hayatla karıştırabildiği ve bunun özgüven üzerinde olumsuz etkiler yaratabildiği belirtiliyor.

A.K., sosyal medyanın bilinçli kullanılması gerektiğini vurgulayarak, kullanıcıların gördükleri her içeriğin gerçeği yansıtmayabileceğini hatırlattı. Uzmanlar ayrıca sosyal medya kullanım süresinin dengeli tutulmasının ve bireylerin kendi yaşamlarına odaklanmasının önemine dikkat çekiyor.

Teknolojinin günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline geldiği günümüzde, sosyal medya içeriklerine eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşmanın ruhsal ve sosyal açıdan daha sağlıklı bir kullanım sağlayacağı ifade ediliyor.

Yazan: Selen Nur TUĞUTLU

İTFAYECİLİK ERKEK MESLEĞİ Mİ?

Bugün itfaiyecilik bölümü öğrencisi Azra İslamoğlu ile gerçekleştirdiğimiz röportajda, kadınların itfaiyecilik mesleğinde karşılaştığı önyargıları, insanların ilk tepkilerini ve bu mesleğin görünmeyen taraflarını konuştuk.

Kadın bir itfaiyeci adayı olmanın nasıl karşılandığını anlatan İslamoğlu, “Bu meslek kadın işi değil” algısına rağmen hedeflerinden vazgeçmediğini ifade etti. Röportaj boyunca kadınların yalnızca birçok alanda değil, fiziksel ve zorlayıcı mesleklerde de başarılı olabileceğine dikkat çekildi.

Aynı zamanda kendisini izleyen genç kızlara da önemli mesajlar veren İslamoğlu, cesaretin ve kararlılığın cinsiyetle sınırlandırılamayacağını vurguladı.

“Kadın bir itfaiyeci adayı olunca insanların ilk tepkisi ne oluyor?”
“Sana ‘bu meslek kadın işi değil’ diyen oldu mu?”
“Seni izleyen ve ‘ben yapamam’ diyen kızlara ne söylemek istersin?”

Yazan: Azra ÇELİK

ORMAN HAFTASI’NA ÖZEL: SADECE BİR HAFTA DEĞİL, HER GÜN KORUNMALI

​21-26 Mart tarihleri arasında kutlanan Orman Haftası kapsamında ziraat mühendisi İlknur Habiboğlu ve çevre mühendisi Müberra Altun, ormanların karşı karşıya olduğu tehditleri ve nasıl önlem alınması gerektiğini değerlendirdi.

Ziraat mühendisi İlknur Habiboğlu, ormanların karşı karşıya olduğu tehlikenin temelinde hızlı kentleşme ve betonlaşmanın yattığını söyledi. Yeşil alanların giderek azalmasının kuraklık, yağışların düşmesi ve iklim dengesinin bozulması gibi sonuçlara yol açtığını belirtti. “Doğanın dengesini biz bozduk, sonuçlarını da yine biz yaşıyoruz” dedi.

İnsanların ihmali sonucu yangınların çıktığını vurgulayan İlknur Habiboğlu, piknik alanlarında bırakılan cam şişelerin güneş ışığını mercek gibi yansıtarak yangınlara yol açabileceğini, söndürülmeden atılan sigara izmaritlerinin ise büyük felaketlere neden olabileceğini söyledi. “Bir ağacın büyümesi yıllar alır, yok olması ise çok kısa sürer” diyerek dikkat çekti.

Ağaçlandırma çalışmalarının artırılması gerektiğini ifade eden İlknur Habiboğlu, bu çalışmaların ülke genelinde planlı ve yaygın şekilde yapılması gerektiğini belirtti. Her doğan çocuk adına bir fidan dikilmesi gibi uygulamaların teşvik edilebileceğini dile getiren İlknur Habiboğlu, kuraklığa dayanıklı bitki türlerinin tercih edilmesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca tohum topları gibi yöntemlerle ulaşılması zor alanların da yeniden yeşillendirilebileceğini söyledi.

Bireysel sorumlulukların önemine de değinen İlknur Habiboğlu, herkesin çevresini temiz tutması, yeşil alanlar oluşturması ve doğayı koruma bilinciyle hareket etmesi gerektiğini ifade etti. Ruhsatsız yapılaşmanın önlenmesi, denetimlerin artırılması ve ağaç kesimlerinin kontrol altına alınması gerektiğini belirtti. Kesilen her ağaç yerine yenisinin dikilmesinin zorunlu hale getirilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

Çevre mühendisi Müberra Altun ise, ormanların su döngüsündeki kritik rolüne dikkat çekerek, “Su, ormanların yaşam döngüsünün temel taşıdır. Ormanlar suyu toprakta tutan, yeraltı sularını besleyen ve adeta doğal bir arıtma sistemi gibi çalışan ekosistemlerdir.” dedi.

Ağaçlandırma çalışmaları hakkında Müberra Altun, “Tek başına ağaçlandırma, kaybedilen ormanın yerini dolduramaz. Çünkü bir orman sadece ağaçlardan ibaret değildir. Yanan alanlarda toprak yapısı bozulur, canlı çeşitliliği azalır ve su tutma kapasitesi düşer. Eski ormanın geri gelmesi uzun yıllar alır” dedi.

Orman Haftası’nın toplumda çevre bilincinin gelişmesi için önemli bir fırsat sunduğunu belirten uzmanlar, bu bilincin küçük yaşlardan itibaren kazandırılması gerektiğini ifade etti. Doğa sevgisinin çocuklara erken yaşta aşılanmasının önemine dikkat çeken uzmanlar, ormanların korunmasının bir haftalık değil, yaşam boyu sürecek bir sorumluluk olduğunun altını çizdi.
​Uzmanların ortak görüşü ise netti; Ormanlar sadece bir hafta değil, her gün korunmalı.

Yazan: Ceyda LEL

Yapay Zekâ Üniversite Öğrencilerinin Eğitim Alışkanlıklarını Değiştiriyor

Yapay zekâ teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte üniversite öğrencilerinin eğitim alışkanlıklarında önemli değişimler yaşanıyor. Araştırma yapmak, sunum hazırlamak ve yabancı dil öğrenmek gibi birçok alanda kullanılan yapay zekâ araçları, öğrencilerin bilgiye daha hızlı ulaşmasına yardımcı oluyor.

Konuya ilişkin görüşlerini paylaşan yapay zekâ uzmanı E.A., yapay zekânın doğru kullanıldığında öğrencilerin öğrenme süreçlerini destekleyen güçlü bir araç olduğunu belirtti. E.A., özellikle akademik araştırmalarda ve ders çalışmalarında yapay zekânın önemli bir zaman tasarrufu sağladığını ifade etti.

Öte yandan uzmanlar, yapay zekânın bilinçsiz kullanımının bazı riskleri beraberinde getirebileceğine dikkat çekiyor. E.A., öğrencilerin elde ettikleri bilgileri güvenilir kaynaklardan doğrulamaları gerektiğini ve yapay zekâyı yalnızca bir kopyalama aracı olarak görmemeleri gerektiğini vurguladı.

Gelecekte yapay zekâ destekli eğitim sistemlerinin daha yaygın hale geleceğini belirten E.A., buna rağmen eleştirel düşünme, yaratıcılık ve problem çözme gibi becerilerin önemini koruyacağını söyledi.

Üniversite öğrencilerinin teknolojiyle birlikte değişen eğitim ortamına uyum sağlaması gerektiğini ifade eden E.A., yapay zekânın bilinçli kullanılması halinde öğrenciler için önemli fırsatlar sunabileceğini belirtti.

Yazan: Selen Nur TUĞUTLU

Yapay Zeka Yazılım Dünyasını Nasıl Değiştiriyor?


Android geliştiricisi olarak çalışan Alper Tuna Demirbaş, yazılım dünyasında yapay zekânın etkisini değerlendirdi. Alper Tuna Demirbaş’a göre yapay zekâ, yalnızca geliştirme süreçlerini hızlandırmakla kalmıyor, aynı zamanda yazılımcıların düşünme biçimini de kökten değiştiriyor.

Alper Tuna Demirbaş, geçmişte saatler süren işlemlerin artık dakikalar içinde tamamlanabildiğine dikkat çekerek, asıl dönüşümün burada başladığını vurguladı. “Eskiden ‘nasıl yaparım?’ sorusu ön plandaydı, bugün ise ‘ne yapmak istiyorum?’ sorusu daha önemli hâle geldi” dedi. Bu değişimin yazılımcının rolünü teknik uygulayıcıdan karar vericiye doğru kaydırdığını ifade etti.

Yapay zekânın yükselişine rağmen yazılımcıların geleceği konusunda net bir görüş ortaya koyan Alper Tuna Demirbaş, klasik yazılımcı tanımının değişeceğini ancak mesleğin ortadan kalkmayacağını belirtiyor. Ona göre kod yazmak artık işin sadece bir parçası. Asıl değer, problemi doğru analiz etmek ve doğru çözüm kurgusunu oluşturmakta yatıyor. “Yapay zekâ kod yazabilir ama neyin yazılması gerektiğine hâlâ insan karar veriyor” sözleriyle bu durumu özetliyor.

Kendini geliştirmek isteyen yazılımcılar için de önerilerde bulunan Alper Tuna Demirbaş, yapay zekânın bir rakip değil, etkili bir araç olarak görülmesi gerektiğini söylüyor. Bu araçları verimli kullanmayı öğrenmenin büyük avantaj sağladığını dile getirirken, temel yazılım bilgisinin sağlam tutulmasının önemine dikkat çekiyor. Ayrıca sadece teknik bilgiyle sınırlı kalmayıp, geliştirilen ürünün kullanıcı üzerindeki etkisini anlamanın da fark yarattığını ekledi.

Yapay zekâ destekli yazılımlarda risklerin de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti. Çalışıyor gibi görünen ancak arka planda hatalar barındıran çözümler üretilebildiğini söyleyen Alper Tuna Demirbaş, etik açıdan ise sorumluluk kavramının öne çıktığını vurguluyor. Bir hata durumunda sorumluluğun kime ait olduğunun belirsizleşmesi ve veri güvenliği konularının daha hassas hâle gelmesi, dikkat edilmesi gereken başlıca noktalar arasında yer aldığını vurguladı.

Kendi projelerinde yapay zekânın rolüne de değinen Alper Tuna Demirbaş, en büyük farkı hız ve pratiklik alanında hissettiğini belirtiyor. Özellikle hata ayıklama, yeni özellikleri hızlıca deneme ve alternatif çözümler üretme süreçlerinde yapay zekânın ciddi katkı sağladığını ifade ediyor. Ancak sürecin yönünü belirleyen ve kararı verenin hâlâ insan olduğunu vurgulayarak, yapay zekâyı “iyi bir yardımcı” olarak tanımlıyor.

Yazan: Ceyda LEL

Sirkeci’de Geleneksel Lezzetin Adresi: Ali Usta Baklavacısı

İstanbul’un tarihi semtlerinden Sirkeci’de bulunan Ali Usta Baklavacısı, hem yerli halkın hem de turistlerin sıkça uğradığı bir lezzet noktası. Küçük ama samimi dükkânında yıllardır aynı özenle baklava üreten Ali Usta, mesleğini “sabır ve ustalık işi” olarak tanımlıyor.

Dükkânda hazırlanan baklavalar, incecik açılan yufkalar, kaliteli tereyağı ve özenle seçilen Antep fıstığıyla hazırlanıyor. Fırından çıkan altın sarısı baklavalar ve tam kıvamında şerbet, lezzetin en önemli detaylarını oluşturuyor. Bu titizlik, her dilimde kendini hissettiriyor.

Sirkeci’nin yoğun turist trafiği sayesinde dükkân, farklı ülkelerden gelen ziyaretçilerin de ilgisini çekiyor. Ali Usta’ya göre müşterilerin tekrar gelmesini sağlayan en önemli şey ise kaliteyi hiç düşürmemek.

Kısacası Ali Usta Baklavacısı, sadece tatlı yenilen bir yer değil; geleneksel ustalığın yaşatıldığı, İstanbul’un lezzet duraklarından biri olarak öne çıkıyor.

Yazan: Selen Nur TUĞUTLU

YKS’ye Günler Kala: Öğrencilerin En Büyük Kaygıları Neler?

​YKS’ye kısa bir süre kala milyonlarca aday, aylar hatta yıllar süren hazırlık sürecinin son düzlüğünde emeklerinin karşılığını alabilmek için sınav gününü bekliyor. Peki, bu dönemde öğrencilerin zihnini en çok ne meşgul ediyor?

​Sınav Anı ve Heyecan
Öğrencilerin en sık dile getirdiği kaygılardan biri sınav anındaki heyecan. Birçok aday, deneme sınavlarında başarılı olsa bile gerçek sınavda stres nedeniyle performansının düşmesinden korkuyor. “Bildiğim soruları bile kaçırmaktan korkuyorum” diyen öğrencilerin sayısı hiç de az değil.

​Süre ve Zaman Yönetimi
Zaman yönetimi de adayların en büyük endişeleri arasında. Özellikle TYT’de, uzun paragraf soruları ve yoğun soru sayısı nedeniyle ciddi bir süre baskısı hissedilebiliyor. Çoğu öğrenci için en büyük korku, sınavı yetiştirememek.

​Beklentiler ve Çevresel Baskı
Sınav baskısı yalnızca sorularla sınırlı değil. Birçok öğrenci, ailesinin ve çevresinin beklentilerini karşılayamamaktan endişe duyuyor. Özellikle ikinci kez sınava hazırlanan veya belirli bir hedef bölümü bulunan adaylar, üzerlerindeki bu yükü çok daha yoğun hissediyor.

​Sosyal Medyanın Etkisi
Sosyal medya da kaygıyı artıran faktörlerden biri haline geldi. Paylaşılan yüksek netler, uzun çalışma saatleri ve başarı hikâyeleri, bazı öğrencilerin kendi çalışmalarını yetersiz görmesine ve özgüven kaybına neden olabiliyor.

​Sınav Sonrası ve Gelecek Kaygısı
Sınav bittiğinde süreç bitmiyor. Bölüm seçimi, üniversite tercihleri, şehir değişikliği ve mezuniyet sonrası iş imkanları, gençlerin gelecek planlarını şekillendiren temel sorular arasında. YKS, öğrenciler için yalnızca bir sınav değil; kariyer hedefleri ve kişisel beklentilerle bağlantılı önemli bir dönüm noktası.

Yazan: Azra ÇELİK

Geleceğin fizyoterapisti Ecenur Zengin ile fizyoterapi dünyasının perde arkasını konuştuk!

​”Fizyoterapi okumak dışarıdan sadece masaj yapmayı öğrenmek gibi mi görünüyor? Ya da bitmek bilmeyen anatomi ezberleri arasında kaybolduğumuz doğru mu?” diye merak edilen ne varsa sordum. Bölümün tam içinden; vizelerle uykusuz kalan ama laboratuvarda arkadaşının kasını bulduğunda dünyalar onun olan bir öğrencinin gözünden tüm gerçekleri masaya yatırdık.

​Fizyoterapi okumak dışarıdan göründüğü kadar zor mu?
“Yalan yok, anatomi dersleriyle ilk tanıştığında ‘Ben hangi dile düştüm?’ diyorsun. Ezberlenecek o kadar çok kas, kemik ve Latince terim var ki… Ama işin güzel tarafı şu: Laboratuvarda arkadaşının üzerinde o kası bulup dokunduğun an, o kuru bilgiler canlanıyor. Vizeler ve finaller döneminde biraz uykusuz kaldığımız doğru ama pratik dersler o kadar eğlenceli geçiyor ki ‘İyi ki buradayım’ diyorsun.”

​Bu bölümü seçecek olanlar için “asla yapamam” dememesi gereken şey ne?
“Kesinlikle ‘temastan çekinmemek’. Bizim işimiz tamamen insanla ve dokunarak iyileştirmekle ilgili. Eğer insanlarla iç içe olmak sana uzak geliyorsa bu bölüm seni zorlayabilir. Bir de sabır! Sihirli bir değneğimiz yok, bir hastanın kolunu kaldırması haftalar alabiliyor. O yüzden sabırlı ve yüksek enerjili olmak şart.”

​Derslerde birbirinizin üzerinde mi pratik yapıyorsunuz, hiç komik anlar oluyor mu?
“Hem de nasıl! Sınıfça birbirimizin anatomisini ezbere biliyoruz artık. Biri ‘Boynum tutuldu’ dese hemen 5 kişi üzerine atlıyor pratik yapmak için. Bazen hoca zor bir mobilizasyon tekniği gösterirken arkadaşının çıkardığı o garip ‘kıtlama’ sesleri yüzünden dersi durdurup güldüğümüz çok oluyor. Sürekli dip dibe olduğumuz için sınıf arkadaşlarınla çok hızlı kaynaşıyorsun.”

​Bu bölümü seçecek olanlara “keşke ilk yıl bilseydim” dediğin bir tüyo var mı?
“Keşke ilk günden itibaren ezberlemek yerine mantığını anlamaya çalışsaydım. Anatomi çalışırken sadece kitaba bakmayın; kendinize dokunun, hareket edin, kasın nasıl çalıştığını hissedin. Ve en önemlisi: İlk yıldan itibaren postürünüze dikkat edin, yoksa ‘terzi kendi söküğünü dikemez’ durumuna düşüp daha öğrenciyken bel fıtığı olabilirsiniz!”

​Fizyoterapist sadece egzersiz mi yaptırır? Tam olarak hangi yöntemleri kullanıyorsunuz?
“En büyük yanılgılardan biri bu işte! Biz sadece ‘kolunu kaldır, bacağını indir’ demiyoruz. İşin içinde elektroterapi, manuel terapi, bantlama yöntemleri ve kişiye özel egzersiz reçeteleri var. Bir fizyoterapist aslında anatomi, fizik ve biyomekaniği birleştirip her hastaya özel bir tedavi mimarisi çiziyor. Yani sadece hareket değil, işin arkasında ciddi bir mühendislik mantığı var.”

Yazan: Azra Çelik